Hikâye, geçmişi karanlık sırlarla dolu genç bir kadın olan Millie’nin, zengin Winchester ailesinin yanında hizmetçi olarak işe başlamasıyla başlıyor. İlk bakışta “mükemmel bir aile” gibi görünen Winchester’ların evi, kısa süre içinde Millie için bir kapana dönüşüyor.
Bay Winchester etkileyici, kibar ve mesafeli; Bayan Winchester ise dengesiz ruh haliyle Millie’yi sürekli huzursuz ediyor. Ancak evin kapıları kilitlendiğinde, kimsenin dışarıdan göremediği bir gerilim oyunu başlıyor. Millie, hizmet ettiği ailenin içindeki çürümeyi fark ettikçe hem kendi geçmişiyle hem de hayatta kalma içgüdüsüyle yüzleşmek zorunda kalıyor.
Roman, klasik bir “iyi – kötü” karşıtlığından çok, güç, kontrol ve manipülasyon temalarını sorguluyor. McFadden’in sürükleyici dili, okuru her bölümde “gerçeğin ne olduğu” konusunda yeniden düşündürüyor.
DİKKAT!!!
Bundan sonrası Spoiler içerir
Millie, sorunlu bir geçmişe sahip genç bir kadındır. On yıl hapis yattıktan sonra kısa süre önce şartlı tahliye ile serbest bırakılmıştır. Bulduğu tek iş olan barmenlik işinden de karıştığı bir olaydan sonra kovulmuştur. Sabıka kaydı nedeniyle yeni bir iş bulamaz ve bir ay boyunca arabasında yaşar. Nihayet Long Island’daki zengin Winchester ailesine yatılı hizmetçi olarak çalışma fırsatını yakalar. Winchsterlar; Nina, eşi Andrew ve kızları Cecelia’ya olmak üzere üç kişilik küçük bir ailedir. Millie, dışarıdan mükemmel görünen bu ailenin aslında karanlık sırlar sakladığını kısa sürede fark eder.
Millie’in kaldığı depodan bozma, tavan arasındaki oda dışarıdan kilitlenmektedir. Çevredeki bir kaç evin bahçesi ile Winchester’ların bahçesinin düzenlemesini yapan bahçıvan Enzo, çok yakışıklı bir İtalyan’dır. Yetersiz İngilizcesiyle onu tehlikede olduğu konusunda uyarmaya çalışır. Millie’nin iş bulmasını imkansız hale getiren sabıkası yüzünden bu uyarıları dikkate alamaz. Evde yaşanan bazı olaylar Millie’nin Nina konusunda endişelendirir. Komşulardan kadının akli dengesinin yerinde olmadığı, hatta kızını öldürmeye çalıştığını öğrenir. Nina bir süre bu konu ile ilgili akıl hastanesinde yatmıştır.
Millie bu aileyi bir arada tutan dinamikleri anlamakta zorlanır. Nina Andrew’den yaşça büyüktür. Evlendikten sonra kilo almıştır. Kişisel bakımı konusunda da özensizdir. En tutarlı olduğu konu her kıyafetinin beyaz olmasıdır. Evin kızı Cecilia’da sinirli bir çocuktur. Oda yaşıtlarının tercih etmediği hantal elbiseler giymektedir. Ayrıca Andrew Cecilia’nın biyolojik babası değildir. Millie Andrew’nun bu ilişkiyi neden sürdürdüğünü anlayamaz, Andrew’a yakınlık hisseder. Nina’nın kızını kampa götürdüğü için evde olmadığı bir hafta sonu beraber bşehir merkezinde bir müzikale giderler, gösteriden sonra yedikleri yemekte içkiyi fazla kaçırınca gece yatakta biter.
Nina Millie’nin telefonuna gizlice yüklediği uygulama sayesindebu kaçamaktan haberdardır. Bunu Millie’de hissettirir. Daha da kötü davranmaya başlar. Şiddetle baba olmak isteyen Andrew Nina’nın bir daha doğum yapamayacağını da öğrenmiştir. Bu durum onu karısından iyice uzaklaştırmıştır. Nina’nın Millie’ye haksız yere bağırdığı bir akşam Nina’yı ve kızını evden kovar.
Devamı kitapta...
Romanın en dikkat çekici yönü, okurun güvenini sürekli sarsan anlatım tarzı: Her karakter, her olay, her diyalog bir sonraki sayfada başka bir anlam kazanabiliyor. Millie karakteri, hem kurban hem de manipülatör. Bu da onu klasik gerilim kahramanlarından ayırıyor.
Roman, mükemmel görünen bir ailenin evinin içinde yaşanan cehennemi gözler önüne sermiş.