Martin Eden
Martin Eden (1909)
Martin Eden (1909)
Roman, yoksul bir denizci olan Martin Eden’nın, eğitim ve yazarlık yoluyla kendini geliştirme ve toplumda yer edinme çabasını konu alır.
Martin, burjuva sınıfından genç ve kültürlü bir kadın olan Ruth Morse’a aşık olduktan sonra kendi eksikliklerini fark eder ve kendini eğitmeye karar verir. Büyük bir azimle felsefe, edebiyat ve sanat üzerine çalışarak bir yazar olmayı hedefler. Ancak yükselmeye çalıştığı entelektüel çevre tarafından dışlanır, kendi sınıfı tarafından da artık anlaşılmaz biri haline gelir.
Otokbiyografik izler taşıyan Martin Eden, bireysel başarı uğruna verilen mücadelenin, toplumsal beklentilerin ve insanın varoluşsal yalnızlığının işlendiği bir romandır. Jack London, bu eserinde sadece bir adamın yükselişini değil, aynı zamanda onun trajik çöküşünü de işler.
DİKKAT!!!
Bundan sonrası Spoiler içerir
Martin Eden'in rastlantı sonucu girdiği bir malikanede karşılaştığı her şey yabancıdır. Ömrünü denizlerde geçirmiş olan genç adam, bu evde akşam yemeğine davet edilmiştir. Lüks ve şatafat içinde yaşayan Morse ailesinin, Martin'den üç yaş büyük kızları Ruth da en az evin içindeki diğer şeyler kadar yabancı, en az onlar kadar parlaktır. Aile ile yediği yemekte tüm aile üyelerinin dünya görüşü, edebiyat, bilim ve sanatta ne kadar bilgili olduklarını görür ve kendisinin de bu açığı kapaması gerektiği sonucuna varır. Ruth'u gördükten sonra Martin'in tek amacı, kendi acınası standartlarından kurtulup Ruth'un seviyesine çıkarak ona ulaşmanın bir yolunu bulmaktır.
Martin, büyük bir tutkuyla kendini eğitmeye başlar. Daha önce hiç çıkmadığı kulüplerden tamamen ayağını keser ve kütüphane yeni uğrak yeri olur. Zorlu denizcilik hayatından ve fiziksel işlerden gelen Martin, kendi çabalarıyla dil bilgisini, felsefeyi ve edebiyatı öğrenir. Özellikle Herbert Spencer ve Nietzsche gibi filozofların düşüncelerine ilgi duyar ve bireysel özgürlüğün, iradenin gücüne olan inancı güçlenir. Gazete ve dergileri de düzenli olarak takip edip politika ile ilgili ayrıntıları anlamaya çalışır. Bir gün önüne, gazete ve dergi yazılarının ücretlendirilmesi ile ilgili bir makale çıkar. Bu yazıda gazetelerin ve dergilerin kendi ödeme politikaları olduğu, ödemelerin kelime başına yapıldığı yazmaktadır. Martin'in denizden kazandığı parayla kıyaslandığında hiç fena değildir. Üstelik yıllardır gemilerle dünyayı dolaşan Martin'in yazacak birçok hikâyesi, söyleyecek pek çok sözü vardır. Kararını verir; yazar olacaktır.
Ruth'u görmek umuduyla seyretmeye gittiği bir gösteride Lizzie Connolly ile tanışır. Kız, iri yarı, yakışıklı ve sempatik Martin Eden'den çok etkilenir. Lizzie bir konserve fabrikasında işçi olarak çalışmaktadır. Martin, Lizzie'nin fiziksel özellikleri ile Ruth'unkileri tartar. Lizzie'nin çalışmaktan yıpranmış kaba elleri ile Ruth'un zarif, yumuşacık ellerini kıyasladığında, Martin Ruth'a olan hislerinin daha da yoğunlaştığını hissederek Lizzie'den uzaklaşır.
Martin, yazarlık alanında başarılı olabilmek için büyük çaba gösterir. Yazdığı makale ve hikâyeleri dergilere gönderir, fakat sürekli reddedilir. Açlık sınırında yaşarken bile umudunu kaybetmez ve inatla yazmaya devam eder. Bir yandan da yazdıklarını Ruth'a okutmaktadır. Kendisine olan ilgisini ilk andan itibaren hisseden Ruth, Martin'in bu çabasını hayret ve hayranlıkla takip etmekte ve adamın kendisine olan ilgisine kayıtsız kalmamaktadır. Ruth'un ailesi bu ilişkiye kaygıyla bakmaktadır. Aile, kızlarının bu hevesten bir an önce vazgeçmesini umut etmektedir. Onlar, Martin’in iş bulup "gerçek bir adam" olması gerektiğini düşünerek ona baskı yaparlar. Ruth, Martin’i sevse de onun entelektüel mücadelesini anlamakta zorlanır ve onun geçim sıkıntısı içinde yaşayan bir yazar olmasına sıcak bakmaz. Martin, Ruth'tan iki yıl ister. İki yıl içinde yazıları hak ettiği itibarı görmezse onun istediği gibi kendisi için başka bir memuriyet bulacaktır.
Morse ailesi kadar Martin'in kendi ailesi de bu yazarlık denemelerine karşıdır. Martin'in bir ablası ve bir de kız kardeşi vardır. Ablası bir bakkalla evlidir, kendisi de çamaşırcılık yapmaktadır. Boy boy çocuklara bakmak hiç de ucuz değildir. Martin, bu çiftin kendilerine kiraladığı evin bir odasında kalmaktadır. Enişte Martin'i, Martin de enişteyi pek sevmez. Kız kardeşi ise fabrikada çalışmaktadır ve bisiklet tamircisi sevgilisi ile evlilik planları yapmaktadır. Bu iki kardeş ve iki enişte, Martin'in bu yazma hevesinden vazgeçip adam gibi bir iş yapması gerektiğini düşünmektedir.
Denizde biriktirdiği para suyunu çekince Martin, geçimini sağlamak için bir çözüm üretmek zorunda kalır. San Francisco'nun iç kesimlerinde bir otelde çamaşırcılık işi bulur ve burada patronluğunu yapan diğer çamaşırcı Joe Dawson ile iyi arkadaş olur. Bu çok ağır bir iştir. Gün boyu hatta çoğu gece durmadan çamaşır yıkar ve kolalarlar. Bu dönemde Martin, okuma ve yazma işine ara vermek zorunda kalır. İş genç adamı o kadar çok yorar ki iş dışındaki zamanlarda sadece uyur. Bu uzaklaşma Martin'e iyi gelir. Yazdıklarına ve okuduklarına yeni bir gözle bakmasını sağlar. Ama bir süre sonra artık okumaya ve yazmaya geri dönebilmek için işi bırakmaya karar verir. Teyzesinin yanına şehir dışına giden Ruth da Oakland'a geri dönmüştür. Martin'in ondan uzak kalmaya hiç niyeti yoktur. Martin’le beraber Joe da işi bırakır. Çocukluğundan bu yana çamaşırhanelerde çalışan genç, biraz serserilik etmeye niyetlidir. Martin, onu San Francisco'da bırakarak Oakland'a döner.
Daha az harcaması gerektiğini düşünen Martin, ablasının evindeki kiralık odasından daha fakir bir semtte, daha ucuz bir odaya taşınır. Yeni ev sahibesi Maria Silva, yoksulluğun her haline vakıf, zorluklar içinde bir hayatı olmuş bir kadındır. O ve çocukları, Martin'in misafirliği döneminde bir aile gibi olmuştur. Martin başka kimseden görmediği ilgi ve sevgiyi bu ailede görmüştür.
Morse'ların evinde bir yemekte tanıştığı Russ Brissenden kısa sürede Martin'in en iyi arkadaşı olur. Martin'in yazdıklarını hevesle okur, yorum yapar, kendi yazdıklarını Martin'e okutur. Brissenden kendini adamış bir sosyalisttir ve Eden'ı "gerçek pislik" adını verdiği bir grup amatör filozofla tanıştırır. Martin, bu insanlarla yaptığı sohbetle kafasında bazı şeyleri daha iyi oturtur ve felsefi açıdan bir aydınlanma yaşar. Brissenden ileri derecede verem hastasıdır. Yakın zamanda öleceğinin farkındadır. Martin'i, şehir hayatı onu yutmadan önce yazmayı bırakıp denize dönmesi ve dünyayı gezip görmesi için yönlendirir. Rutha sırılsıklam aşık Martin için bu önerinin bir kıymeti yoktur.
Kitap 1979'da İtalya'da Giacomo Battiato yönetiminde 5 bölüm bir mini dizi olarak çekildi. Martin Eden, Alaska'da değil, Como Gölü'ndeki dalgaların üzerinde yelkenlisiyle yelken açtı . Romanya'da altın aramaya gitti . İç mekan çekimleri de Roma'da yapıldı .
Martin Eden Filmi
Yine İtalya'da Pietro Marcello tarafından 2019'da sinamaya uyarlandı. İtalyan bir denizcinin hayatı olarak uyarlanan film Napolide çekildi.
Kitap 1909'dan bu yana dünyanın her köşesinde basılmış ve birçok dile çevrilmiştir. Ben İş Bankası Kültür Yayınları'nın Modern Klasikler Dizisi içinde 38. kitap olarak yayınlanan versiyonunu okudum. İlk baskısı 2014'te yapılan bu versiyonun, benim okuduğum 29.Baskısı 2023'te yapılmış. Kitap 480 sayfa. Ayrıca kitabın sonunda çevirmenin hazırladığı 37 sayfalık enfes bir Notlar bölümü var. Çevirmenimiz Levent Cinemre bu notlarla hem bahsi geçen yazar, eser ve fikirler hakkında bilgi vermiş hem de Martin Eden'le Jack London arasındaki benzerlikleri göz önüne sermiş. Çok da güzel olmuş
Jack London en önemli eserlerinden biri olan Martin Eden'de, bireysel mücadele, sınıf çatışması ve başarı arayışı çarpıcı bir dille anlatılmış. Yazar bu romanı yarı otobiyografi olarak nitelendiriyor. Kendi yazarlık serüveni, ilk aşkı, erken kaybettiği arkadaşı, kendi iç hesapları kitapta yer bulmuş. Ama Sosyalist olan Jack London'ın aksine Martin Eden Bireyci'ydi.
Kendisine yapılan bir eleştiriye cevap olarak yazdığı bir mektupta London: "Martin Eden'ı bir otobiyografi olarak, bir benzetme olarak ya da Tanrı'ya inanmayan birini bekleyen korkunç son olarak değil, bireyciliğin o hoş, vahşi canavar mücadelesinin bir suçlaması olarak yazdım. İncelik, kültür, yüksek yaşam ve yüksek düşünce bulmayı beklediği burjuva çevrelerine girmek için mücadele etti. Bu çevrelere girmeyi başardı ve burjuvazinin muazzam, sevimsiz sıradanlığından dehşete düştü. Tutarlı bir Bireyci olarak, kolektif insan ihtiyacının farkında olmadan, yaşamak ve savaşmak için hiçbir şey kalmadı. Ve böylece öldü." demiştir.
Martin Eden, sadece bir başarı hikâyesi değil, aynı zamanda başarının ve toplumun birey üzerindeki etkisinin derin bir sorgulamasıdır.