Roman, on üç yıl önce ölü kabul edilen bir gencin, bir kış gecesi donmak üzereyken bulunmasıyla fitili ateşlenen bir zamana karşı yarış hikayesidir.
Sıradışı gözlem yeteneği ve sezgileriyle adaleti saplantı haline getirmiş dedektif Joona Linna ile kurbanlarını fiziksel güçle değil, zihinlerini paralize ederek intihara sürükleyen dahi seri katil Jurek Walter. Lars Kepler, klasik "katil kim?" sorusunu ilk sayfadan itibaren devre dışı bırakarak odağı başka bir yere kaydırır: Hücreye kapatılmış bir canavar, dış dünyayı hâlâ nasıl parmağında oynatabilir?
Roman; yüksek güvenlikli bir psikiyatri kliniğinin klostrofobik atmosferi ile Rusya'nın terk edilmiş, tekinsiz coğrafyası arasında mekik dokur.
DİKKAT!!!
Bundan sonrası Spoiler içerir
Roman; geceleyin yağan şiddetli bir kar fırtınası sırasında, dik bir demiryolu köprüsünün ortasında başlar. Orada, Mikael Kohler-Frost adında genç bir adam, histerik bir halde ve amaçsızca dolaşırken bulunur. İşin sarsıcı yanı, Mikael ve kız kardeşi Felicia'nın 13 yıldır kayıp olması ve hukuken ölü kabul edilmeleridir. Sayıklama halinde olan ve neredeyse tutarsız konuşan Mikael, kız kardeşinin hâlâ hayatta olduğunu ve "Kum Adamı" olarak adlandırılan biri tarafından esir tutulduğunu iddia eder.
Mikael'in bu iddiaları, dedektif Joona Linna için özellikle ilgi çekicidir. Çünkü yıllar önce büyük bir kişisel fedakarlık yaparak İsveç'in en kötü şöhretli seri katili Jurek Walter'ı yakalayan, Joona ve ortağı Samuel Mendel'dir. Sürekli olarak yüksek güvenlikli bir psikiyatri hastanesinde tecrit altında tutulan Jurek'in, Mikael ve Felicia'yı da kurbanları arasında saydığı düşünülmektedir. Linna, Jurek'in bu alçakça işlerde bir suç ortağı olduğundan her zaman emindir ancak bunu hiçbir zaman kanıtlayamamıştır.
Jurek Walter, mahkeme sırasında Joona ve Samuel'i aileleriyle tehdit etmiştir. Samuel'in ailesi ortadan kaybolup tüm aramalara rağmen bulunamayınca, Samuel bu acı belirsizliğe katlanamayarak intihar etmiştir. Jurek Walter'ın kaçırıp izini kaybettirdiği diğer vakalarda da geriye kalan aile üyelerinin intihar etmesi sıkça görülen bir sonuçtur. Joona, kendisini ve ailesini bu trajik sondan koruyabilmek için karısı ve kızına sahte bir trafik kazası ile cenaze töreni düzenlemiş; ardından onları kendisinin bile bilmediği gizli bir yere göndermiştir.
Mikael'in yeniden ortaya çıkışı her şeyi değiştirir. Linna; Jurek'in dışarıdan yardım aldığına, Felicia'nın kurtarılabilmesi için Jurek'in bir şekilde ikna edilmesi ya da kandırılması gerektiğine artık her zamankinden daha emindir. Amacı, Felicia'nın ve suç ortağının yerini ifşa etmektir. Linna, Jurek'in tek başına tutulduğu psikiyatri koğuşuna gizli bir ajan yerleştirmek ve onun güvenini kazanmak için cesur bir plan yapar. Seçilen ajan Saga Bauer'dir. Saga, bu görevi kendisi için mümkün olan en kötü zamanda kabul eder çünkü sevgilisi tarafından yeni terk edilmiştir; tüm dikkatini Felicia'nın kurtarılmasına vermek ona da bir nevi kaçış yolu sunacaktır. Dikkat dağıtmak amacıyla, koğuşa Saga ile birlikte oldukça tehlikeli bir başka hasta daha nakledilir.
Ancak, Saga koğuşta Walter'a yakınlaştığını ve yakında kızın yerini öğreneceğini düşünürken, asıl planı Walter çoktan yapmıştır. Hiç kimseyle görüştürülmeyen ve hukuken hiçbir hakkı gözetilmeyen Walter, bu durumu manipüle ederek bir önceki kadın psikiyatristi etkisi altına almış ve ona, bir avukatlık ofisine gönderilmek üzere bir mektup postalatmıştır. Bu sayede dışarıdaki ortağı, Mikael'i kasıtlı olarak bir "yem" gibi serbest bırakmıştır. Walter, bu gelişmeden sonra yetkililerin bilgi almak için kendisiyle görüşeceğini tahmin etmektedir. Saga'nın gizli bir polis olduğunu anladığı an ise asıl planını devreye sokar. Yeni psikiyatristin Saga'ya olan ilgisini fark eden Walter, Saga'dan kendisi için fazladan uyku ilacı istemesini rica eder. Bunun bir sakıncası olmayacağını düşünen ve durumu Walter'a yakınlaşmak için bir fırsat olarak gören Saga, teklifi kabul eder.
Devamı Kitapta...
Pegasus Yayınları
Türkiye'deki ilk baskı 2019
Çevirmeni: Algan Sezgin Türedi
472 sayfa
Lars Kepler (Alexandra Coelho Ahndoril ve Alexander Ahndoril), katili sadece şeytani bir figür olarak çizmek yerine, ona trajik ve hastalıklı bir adalet anlayışı yüklemiş. Jurek Walter ve ikizinin hikayesi, "en sevdiklerini elinden alarak cezalandırma" motifi üzerinden işlenirken, suçun kökenindeki çocukluk travması klişe bir bahaneye dönüşmüyor; aksine karakterlerin motivasyonunu ürkütücü bir mantık zeminine oturtuyor.