Boston’daki sessiz bir müze… Envantere kaydı olmayan antik bir mumya... İçinden çıkan modern diş dolguları, kurşun parçaları ve “Medea” yazılı altın bir plaka.
Genç arkeolog Josephine Pulcillo'nun hayatı, gizemli bir cesedin ortaya çıkmasıyla altüst olur. Geçmişiyle arasına koyduğu mesafeyi tek tek aşan olaylar, onu yıllardır kaçtığı gerçekle yüzleşmeye zorlar. Ancak Josephine’in gizlediği sırlar sadece onun değil, kayıp stajyerler, saplantılı aşklar ve karanlık bir ailenin de hikâyesidir.
Dedektif Rizzoli ve Adli Tıp Uzmanı Maura Isles, tarihî kalıntılarla örülü bir suç ağını çözmeye çalışırken, zamanın derinliklerinden gelen bir hesaplaşma da yüzeye çıkar. Mısır’dan Maine’e, San Diego’dan Boston'a uzanan bu tüyler ürpertici yolculukta, mumyalanmış cesetler kadar canlı olan bir başka şey daha vardır: İntikam.
DİKKAT!!!
Bundan sonrası Spoiler içerir
Crispin Ailesi ilk olarak ismini 1850’lerde duyurmaya başlamış. Cornelius Crispin, zengin bir İngiliz centilmeni olarak çeşitli ortamlarda boy göstermiş. Ailenin öncesiyle ilgili bir kayıt bulunamamış. Bu aile, hem Amerika kıtası hem de dünyanın geri kalanında hemen tüm savaş ve çatışmalarda en az bir tarafın silahlarını temin ederek servetine ulaşmış. Ailenin en büyük tutkusu ise ellerini uzattıkları tüm coğrafyalardan tarihi eser toplamakmış. 2000’li yıllara gelindiğinde, iyi korunamayan servet akılsız varislerin elinde eriyip gitmiş. Ailenin en ihtişamlı zamanlarında mesken olarak kullandığı bina, topladıkları tarihi eserlerle bir müzeye dönüştürülmüş. Sergilenen eserlerin çok daha fazlası, yer sıkıntısı nedeniyle müzenin deposuna kaldırılmış. Bu eserler zaman zaman düzenlenen geçici sergilerle tarih severlerin beğenisine sunulmuş.
Birkaç yıl önce müzenin küratörlüğü görevine getirilen Nicholas Robinson, çok iyi kaydedilmemiş, içinde ne olduğu muamma sandıkların envanterini tutmaya başlamış.
Müzede, Crispin Ailesi’nin tek varisi ve müzenin bağlı olduğu vakfın başkanı olan 82 yaşındaki Simon Crispin, bir Mısır tarihi uzmanı olarak 6-7 ay önce işe alınan Josephine Pulcillo, ondan hemen sonra göreve başlayan müze müdürü Debbie Duke, neredeyse müze açıldığından beri çalışan gişe görevlisi Bayan Wilebrand ve Nicholas Robinson dışında çalışan başka personel bulunmamaktadır.
Nicholas Robinson, depoda yaptığı çalışma sırasında kayıtlarda bulunmayan bir mumya bulur. Bu kadar önemli bir eserin kaydı bulunmadığı için, bir bağışçı tarafından müzeye gönderilmiş ve gözden kaçmış olduğu varsayılır. Müze, mumyaya “Bayan X” ismini verir. Mumyanın dış yüzeyinde yapılan testler, tarihinin M.Ö. 2. yüzyıla dayandığını göstermektedir. Müze, Pilgrim Hastanesi ile anlaşır ve yüksek çözünürlüklü Bilgisayarlı Tomografi (BT) ile mumyanın iç katmanlarının görüntülenmesi planlanır. Ayrıca görüntüleme sırasında cesetler konusunda kamuoyunun yakından tanıdığı Adli Tıp Uzmanı Maura Isles ve her şeyi kayda alacak bir belgesel ekibi de hazır bulunur.
BT taraması sırasında, mumyanın vücudundaki diş dolguları ve hemen arkasından dizinde görüntülenen kurşun, Bayan X’in yaşının sanıldığı kadar eski olmadığını kanıtlar. Ayrıca ağzının içinden altın bir plaka çıkar. Plakanın bir tarafında “Medea”, diğer tarafında ise “Piramitleri ziyaret ettim. Kahire, Mısır” yazmaktadır. Bu artık bir adli vakadır. Boston Emniyeti olaya el koyar. Olaya Dedektif Jane Rizzoli ve ortağı Barry Frost atanır.
Depoda kapalı sandıklar içinde başka ne gibi sürprizlerin olduğu ortaya çıkarmak için çıkarılan arama izni, deponun arkasında küçük bir odanın keşfiyle sonuçlanır.
Bu odada, müze envanterinde yer alan Güney Amerika yerlilerine ait bir yöntemle kesilmiş, içi boşaltılmış, kurutulmuş ve içi tekrar doldurulmuş iki adet tsantsa'nın (küçültülmüş kafa) yanında kaydı bulunmayan ve çok daha yeni olduğu anlaşılan üçüncü bir tsantsa bulunur. Bu tsantsanın içinden Indio, California’da yayımlanan ve 26 yıl öncesine ait bir gazete kupürü çıkar. Bu gelişme, Josephine Pulcillo’yu derinden sarsar. Önce plakada çıkan isim, şimdi de doğduğu yıl ve yere ait gazete kupürü… Bu cesetler onun yıllardır kaçtığı geçmişiyle bağlantılıdır.
Josephine yaşananlardan çok korkar ama belli etmeden müzeden ayrılır. Ancak artık Pandora’nın kutusu açılmıştır. Evde, yıllardır kullanmadığı gerçek soyadı “Sommer” adına gönderilmiş bir mektup onu beklemektedir. Mektuptan çıkan kısa notta “Polis senin dostun değil” yazmaktadır. Ertesi gün aynı isme gelen ikinci bir notta “Beni bul” yazılmıştır ve bir noktanın enlem ve boylamı verilmiştir.
Şiddetli yağmura aldırmadan, ev sahibinden aldığı GPS cihazı ile yola çıkan Josephine’nin hedefi Blue Hills Doğal Koruma Alanı’ndadır. Vardığında bir elma ağacına asılmış, kısa süre önce kaybettiği anahtarlığını bulur. Anahtarlıkta evinin posta kutusunun ve arabasının anahtarı vardır. Yedek anahtar ile arabasına geri döner. Anahtarları sık sık düşürdüğünü varsaymıştır. Ancak biri son günlerde evine ya da arabasına girmiş olabilir. Aklına bagaj gelir. Kaç gündür hiç açmamıştır. Açtığında bagajında üçüncü bir cesetle karşılaşır.
Devamı kitapta...
Gerilim, polisiye ve tarihî gizem sevenler için kaçırılmayacak bir roman. Cesetler konuşur, kayıtlar susar. Gerçek ise hep bir yerlerde saklanır:))