Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç 1912
Hüseyin Rahmi Gürpınar
Hüseyin Rahmi Gürpınar
"Cennet kisvesine bürünmüş bu yeryüzü, bir yıldızın zehirli kuyruğu ile zehirlenecek, bütün bu neşe sönecek, bu güllerin Solacak bu bülbüllerin ebediyen susacak mı?"
Romanın temel eksenini, 1910 yılında dünyada büyük bir yankı uyandıran ve dünyaya çarpacağı iddia edilen Halley (Haley) Kuyruklu Yıldızı oluşturur. İstanbul halkı arasında bu gök olayı büyük bir korkuya, paniğe ve komik batıl inançların türemesine yol açar. Roman, bu kaotik ve eğlenceli atmosferi arka plana alarak, dönemin eğitimli genç kuşağının fikir çatışmalarını ve bir mektuplaşma ile başlayan sıra dışı bir aşk hikayesini anlatır.
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç romanını bir "dünyanın sonu" çılgınlığını anlatıyor. 1910 yılında Haley kuyruklu yıldızının dünyaya çarpacağı dedikodusu ortalığı öyle bir sarmış ki, tüm İstanbul büyük bir panik ve korku içinde.
Olayların merkezindeki İrfan Bey kafasını bu kuyruklu yıldızla bozmuş durumda. İrfan Bey bilime merakını, fantastik teorilerini ve birazda uydurduğu rüyalarını, mahallenin kadınlarına verdiği bir konferansta uzun uzun anlatıyor.
Rüyasında Çamlıca’dan İstanbul’u izlerken, uşağı Bekir elleri titreyerek o dönemin gazetelerini getiriyor. Gazetelerde yazanlar tam felaket senaryosu: Kuyruklu yıldızın siyanür gazı dünyayı alev alev yakacak, Avrupa’da deliren delirene, akıl hastanelerinde yer kalmamış, sokaklarda anarşistler ölüm marşları söylüyor! İrfan Bey kan ter içinde uyanıp hemen bunları not ediyor. Birkaç gün sonra gördüğü diğer rüyada ise işler daha da büyüyor; "Müthiş Bila" adında aydan büyük bir gök cisminin Atlas Okyanusu’na düşeceği, denizlerin birleşip Avrupa’yı haritadan sileceği yazıyor gazetelerde. Bizim uşak Bekir iyice panikleyip "Beyim, bir sandal alalım da sular yükselince kaçarız" diye tutturuyor, İrfan Bey de saçma bulsa da adama para verip bahçeye bir sandal çektiriyor.
Bu rüyayı anlatınca konferanstaki kadınlar korkudan titriyor, gök cisminin nereye düşeceğini tartışmaya başlıyorlar. bir kadın düşmanı olarak nam salmış İrfan Bey bu durumdan pek memnun.
Peki bu işin içine aşk hikayesi nasıl giriyor?
Konferanstan sonra İrfan Bey’in iş yerine yüzü kapalı bir kadın gelip gizemli bir mektup bırakıyor. Mektubu yazan kız, kendisini "Kadın Doğduğuna Üzülen Bir Zavallı" olarak tanıtmış. "Evde hapis hayatı yaşıyorum, sırf çatıya çıktım diye annemden azar işittim ama babamın yaptırdığı kuleye dürbün kurup ben de bu kuyruklu yıldız şenliğini izleyeceğim" diyor. Toplumun kadınlar üzerindeki baskısından dert yanıp İrfan Bey’den bilimsel bilgi istiyor ama "Sakın beni araştırmayın" diye de tembihliyor. Normalde kadın düşmanı olan İrfan Bey, bu akıllıca ve cesur mektuba görür görmez vuruluyor, kırlara çıkıp hemen kıza ilan-ı aşk içeren uzun, bilimsel bir cevap yazıyor.
İkinci konferansında İrfan Bey, kadınları daha da etkilemek ve salonda tam bir şok etkisi yaratmak için uşaklarıyla gizli bir plan yapıyor. Tam rüyasında gökyüzünün aniden karardığını, her yerin simsiyah olduğunu anlattığı sırada, arkadaki uşaklar masaları devirip bahçede fişekler patlatıyorlar. Salondaki kadınlar ve mektepli kızlar neye uğradığını şaşırıp büyük bir dehşet içinde kalıyorlar ve olaylar tam bu kaos anında son buluyor.
Devamı Kitapta...
160 sayfa
Bu kitap 1900'lerde,bilimsellikten uzak batıl inançlarını ve cehaletini sert bir şekilde hicvederken; kadınların eğitim almasının, zekasının ve toplum hayatındaki yerinin önemini İrfan ve Feriha’nın modern ilişkisi üzerinden gözler önüne seriyor. İçler acısı olansa yıllar sonra bugün bakış açısının ve sorunların hala hiç değişmemiş olması.