Sessizliğin Peşinde
Cruel Acts 2019
Maeve Kerrigan Serisi / 8. Kitap
Jane Casey
Sessizliğin Peşinde
Cruel Acts 2019
Maeve Kerrigan Serisi / 8. Kitap
Jane Casey
Bir katil gerçekten serbest mi kalmıştır, yoksa başından beri yanlış kişi mi yargılanmıştır? Leo Stone'un usul hatası nedeniyle özgürlüğüne kavuşması, Maeve Kerrigan ve Josh Derwent'i zamanla yarışacakları yeni bir soruşturmanın içine sürükler. Eski deliller yeniden incelenirken kayıp kadınlar, aile sırları ve yıllardır gizlenen gerçekler birer birer gün yüzüne çıkmaya başlar.
Jane Casey, ustaca kurgusuyla son sayfaya kadar gerilimi diri tutmayı başarır. Her yeni ipucu, dosyanın aslında göründüğünden çok daha karmaşık olduğunu gösterirken, gerçek katilin kimliği uzun süre gizemini korur.
Beyaz Şövalye lakaplı Leo Stone hapisten çıkmaya hazırlanıyordu. On üç ay önce Willa Howard ve Sara Grey'i öldürmekten suçlu bulunarak hapse mahkum edilmişti. Ancak bir jüri üyesinin, hakimin talimatlarını hiçe sayarak internette Stone'un geçmişini araştırdığına dair kanıtlar ortaya çıktı. Stone'un daha önceki saldırı suçlarından mahkumiyetlerini öğrenen jüri üyesi, diğer jüri üyelerine bilgi verdi ve sonuçları internette yayınladı. Bu bilgilere dayanarak dava düşürüldü ve Stone serbest bırakıldı.
Başkomiser Godley; Maeve Kerrigan ve Dedektif Müfettiş Josh Derwent'i delilleri yeniden incelemekle ve hızla harekete geçmekle görevlendirdi. Öldürülen iki kadının da bazı ortak özellikleri vardı: Genç ve çekiciydiler, ayrıca gece geç saatlerde yalnız başlarına evlerine yürüyorlardı. Stone, Willa Howard ve Sara Grey cinayetlerinden suçlu bulunmuştu. İlginç bir şekilde, kurbanların ebeveynlerinin tepkileri tamamen farklıydı ve aynı odada bulunmaya bile tahammül edemiyorlardı.
Howard ailesi, Stone'un kızları Willa'yı öldüren kişi olduğuna inanıyordu ve yeniden yargılanma planları olmasına rağmen serbest bırakılmasından dolayı çok öfkelilerdi. Öte yandan Grey ailesi, çocukları Sara'nın ölümünde masum olduğuna inandıkları Stone'un hapse atılmasına, gerçek katilin ise serbest kalmasına kızgındı. Maeve ve Josh'a hiçbir şekilde yardım etme niyetleri veya istekleri yoktu.
Leo'nun oğlu Kelly, Stone hapse girdiğinden beri Grey ailesiyle iletişim halindeydi ve onları babasının masum olduğuna ikna etmeyi başarmıştı. Kelly, samimi ve çekici biriydi; Sara'nın ailesini babasının masumiyetine ikna etmeyi başarsa da Willa'nın ailesini etkileyemedi.
Maeve, Rachel Healy adlı başka bir kadının da Stone'un kurbanı olduğuna inanıyordu ancak cesedi bulunamadığı için Leo Stone'a karşı açılan davaya dahil edilebilecek herhangi bir adli tıp kanıtı yoktu. Ancak bu durum, Maeve'nin kendi imkanlarıyla soruşturma yapmasını engellemedi.
Maeve'in kayıp Rachel Healy hakkındaki soruşturması, çok farklı bir kadın profilini ortaya çıkardı. Willa ve Sara'nın aksine Rachel, çekingen ve kendine güveni olmayan biri değildi; tam tersi bir karaktere sahipti. Maeve önce Rachel'ın kız kardeşiyle konuştu; Zoe, aralarında yakın bir ilişki olmadığını söyleyerek, "Yaptıklarını onaylamayacağımı söylerdi," dedi. Rachel hakkındaki bu tablo, Maeve'in genç kadının eski erkek arkadaşıyla yaptığı görüşmeyle de doğrulandı. Eski erkek arkadaşı Rachel'ı sınırda yaşamayı seven, tehlikeden hoşlanan biri olarak tanımladı. İstemeyerek de olsa, "Acı çekmek istiyordu... Bundan zevk alıyordu," dedi.
Leo'nun serbest bırakılmasının ardından bir kadın daha benzer şekilde ortadan kayboldu. Ama bu olayda Leo'nun o sırada başka bir yerde olduğuna dair güçlü tanıkları vardı Maeve ve diğer dedektif arkadaşları. Leo o saatlerde gönüllü olarak emniyet binasına gelip soruları cevaplamıştı. Bunun kendisini aklamak için bir oyun mu ya da gerçekten cinayetleri başka birinin işleyip Leo'nun üzerine mi attığı sorusu cevaplanmayı bekliyordu.
Devamı Kitapta...
368 sayfa
Maeve Kerrigan ile Josh Derwent arasındaki didişmeli ama kusursuz uyum yakalayan ortaklık, bu yüksek tempolu soruşturmada serinin en olgun ve en sürükleyici dinamiklerinden birine dönüşüyor. Roman yalnızca güçlü bir polisiye olmakla kalmıyor; aynı zamanda İngiliz adalet sistemine yönelik dikkat çekici eleştiriler de getiriyor. Usul hataları nedeniyle bozulan davalar, yeterli delil bulunmadan verilen hükümler ve hak ettikleri ilgiyi göremeyen, gölgede kalmış kurbanlar üzerinden adalet kavramını sorguluyor. Kitap, gerçek adaletin yalnızca suçluyu cezalandırmaktan değil, masumu korumaktan da geçtiğini etkileyici bir şekilde hatırlatıyor. Son sayfayı kapattığınızda akılda kalan en önemli düşünce ise şu oluyor: Adalet herkese lazım.